DURMAK YOK...
0507 8179799
0506 2140488

Haim Nahum

 

18 062014

Yahudi Koç Ailesi!Türkiye'nin Baronlarından Mason ve Tapınak

 


Yahudi Koç Ailesi!Türkiye'nin Baronlarından Mason Ve Tapınakçı Koç Ailesi!

Koç Ailesi'ne detaylı bir şekilde girmeden önce,ailenin kökenine ve ailenin en büyük babasına bakmak gerekir.

Ailenin en büyükbabası ''Haim Nahum''dur.Haim Nahum;siyasetçi,Kahire Hahambaşı ve İsmet Paşa'nın Lozan danışmanıdır.Haim Nahum 1873 yılında Manisa'da bir Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştur.

Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında,ülke parçalanmanın eşiğindeyken,içeriden ve dışarıdan masonlar ve yahudiler amaçlarını belli etmeye başlamışlardır.Amacını belli edenlerden biri de Haim Nahum'dur.İşgal altındaki devlet hem iç hem dış şer odaklarıyla parçalanırken,devletin bütün para ve altınları İsviçre'ye kaçırıldı.O dönemde Osmanlı Bankası'nda zaten bir tane bile Türk hissedar yoktu.İsviçre'ye bu para ve altınları kaçıran da Haim Nahum'dur.Avrupalı baronlarda ödül olarak,banknotların yarısını Haim Nahum'a vermiştir.Ve Haim Nahum 1960 yılında vefat etmiştir.

Haim Nahum sadece bir Hahambaşı değil,aynı zamanda ''Siyonist''tir.Ve ölmeden önce mirasını iki çocuğuna paylaştırdı.Birisi Bernar Nahum,diğeri ise Vehbi Koç'tur.

Koç Ailesi'nin sermayesi,Osmanlı Bankası'ndan Avrupa'ya kaçırılan altın ve paralardır.Koç Ailesi'nin sermayesi hakkında basında görülen,sosyal medya da görülenlerin hepsi kara para aklamasıdır.

Haim Nahum'un kendi adamlarına ve masonlara yaptığı konuşma Türkiye'de dönen olayları açıklamaktadır:

''Yanlış yapıyorsunuz;Anadolu'yu işgal etmekle Müslüman Türkleri sindireceğinizi sanıyorsunuz.Hayır,birkaç yıl içinde bu milletin yeniden dirileceğini,toparlanıp derleneceğini hesaba katmıyorsunuz!Öyleyse yapılacak şey;Lozan Antlaşmasıyla bunlara bir fırsat tanıyıp,bu zaman içinde İslamiyet'ten uzaklaştıracak,din ve tarih şuurunu unutturacak bir iman ve ahlakı tahribat süreci geçirilmeli,ekonomileri çökertilmeli,siyasetten gazetecilere,hepsi ele geçirilmeli...Ülkelerini parsel parsel satacak hale getirmeli,yumuşak ve kolay parçalanacak bir ülke yaptıktan sonra,Türkiye parçalanıp büyük İsrail'e katılmalıdır.''

Haim Nahum,Mustafa Kemal Atatürk'ün zehirlenmesinde de rol oynamıştır.

Rauf Orbay Haim Nahum’un LOZAN fitnesini anlatıyor:

 

Orbay, hatıralarında; “İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan’da İngilizlerle bir nevi gizli ara buluculuk rolü oynayan, İstanbul’un Hahambaşısı Haim Nahum Efendinin telkinleriyle, “Hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu” fikrini tamamıyla benimsetmiş bulunuyordu.” (Lozan Zafer mi, Hezimet mi?, s. 276)

Haim Nahum,Osmanlı Bankası'ndan çaldığı paraları İsviçre'ye aktardı.Çaldığı paraların yarısını bir oğlu Bernar Nahum'a diğer yarısını da diğer oğlu Vehbi Koç'a verdi.Bernar Nahum ve Vehbi Koç ortaklaşa ''BEKO''yu kurdular.Vehbi Koç'un serveti,Osmanlı parasıdır.

 

Haim Nahum İstanbul’dan sonra yerleştiği Mısır ve Devlet Başkanı Muhammed Necip

Koç ve Doğramacı ailesi çok önemlidir.Araştırmada ipin ucu Bandırma Vapuru'na kadar gider.Bernar Nahum ve Haim Nahum da çok önemli isimdir.Ve bir önemli isim daha var.Koç Ailesi'nin asıl önemli isimleri Kıraçlardır.İnan Kıraç damattır.

 

Vehbi Koç ve kardeşi Bernar Nahum

Türkiye'nin parçalanmasında önemli rol oynayan,ailenin büyükbabası Haim Nahum'dur.Lozan'ın perde arkasındaki siyonisttir.Türkiye'deki ''Arap Düşmanı Kemalist Milliyetçilik''in kurucusu da odur.Daha sonra Nasır'a danışman oldu,Arap Yahudilerini örgütledi ve Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin liderliğini üstlendi.

Arap düşmanı Kemalist Türk Milliyetçiliği fikrinin arkasındakilere baktığımızda kod adı Tekinalp olan Moiz Kohen ve daha sonra dinde reform bayraktarlığını yapan ''Türk'ün Dini Kemalizmdir.'' diye kampanyalar yürüten Osman Nuri Çerman'ı görmekteyiz.

Siyonistler birçok ülkede kendileri ''Anti-Siyonist'' hareketleri örgütlerler ve desteklerler.Yahudileri göçe zorlayan soykırım meselesi de budur.

Lenin Yahudidir.Hitler Yahudidir.Şimon Zwi oluyor Şemsi Efendi,Moiz Kohen oluyor Tekinalp!Türk ocaklarının kuruluşundaki en büyük maddi desteği kim vermişti?Lazaro Franco...

Halifeliğin kaldırılması gerektiğini Mustafa Kemal Atatürk'e Haim Nahum teklif etti ve bunu başardı.Batı Mason Locaları ile Mustafa Kemal Atatürk rejimi arasında bağlantıları Beyoğlu'nda ki BENEBERİT MASON karargahı ile sağlayarak ülkede dine karşı topyekün tahribatı yöneten isimlerin başındaydı.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!



Hahambaşı Hayim Nahum ve hakikatler:

​Sabreden derviş mi muradına eriyor yoksa sabrettiren hahambaşı mı?

Hahambaşı Hayım Nahum ve TESEV - Türkiye’yi yöneten oligarşinin toplandığı merkez

HAHAMBAŞI HAYİM NAHUM

Haim Nahum (1873 Manisa’da doğdu, 1960’da Kahire’de öldü). Osmanlı devletinde (1908-1919) ve Mısır devletinde (1926-1960) Hahambaşı ve siyasetçi olarak görev yaptı.

Babası küçük bir memurdu. Büyükbabasıyla Filistin’e giderek İbranice ve Arapça, 1893-1897 arasında Paris Yahudi Ruhani Okulu’nda Teoloji, Arapça ve Farsça eğitimi aldı. Paris’teki Yahudi okullarında ders verdi. Paris’te bulunduğu sürece sürgündeki Jön Türk’lerin çevresine katıldı. Kurmuş olduğu ilişkiler, İstanbul’a döndüğünde politik yaşamında büyük yararlar sağladı.

1897’de İstanbul’a giderek Yahudi Ruhani Okulunda ders vermeye başladı. 1908’de hahambaşı seçildi ve bu görevini 1919’a kadar sürdürdü. Tüm görev süresi boyunca bir Yahudi devleti fikrini savunan Siyonist Yahudi liderlerle Osmanlı yetkilileri arasında iletişimi sağladı.

Nahum, Amerikan diplomatik çevrelerinde de etkili olmuş, 1909-1917 arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin İstanbul’a atadığı üç büyük elçinin de Yahudi olmasını sağlamıştır.

1918’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tarafından İtilaf Devletleri ile bağlantı kurmakla görevlendirilerek 25 Ekim 1918 tarihinde özel bir yatla Romanya’nın Köstence Limanı’na gider. Bu sırada çok miktarda altın ve belgenin kaçırıldığı söylenir.

1919’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin eski İstanbul büyükelçisi Henry Morgenthau ile görüşmek üzere ABD’ye giderek, Osmanlı’nın geleceği, yerine kurulacak devlet, Yahudi cemaatinin Filistin’e yerleşimi hakkındaki görüşleri ve düşüncelerini anlatır.

Görevinden istifa ettiği 1919’dan Kahire başhahamı seçildiği 1926’ya kadar İstanbul, Paris, Kahire arasında adeta mekik dokuyarak, Paris’te itilaf devletleri yetkilileriyle, İstanbul’da hem Osmanlı devleti yetkilileri hem de Atatürk ve arkadaşlarıyla görüşmelerde bulunur, Kahire’de ise Osmanlıya karşı Arap milliyetçiliğini kışkırtır.

1922 de Cumhuriyetin ilanından önce büyük güçlerin Ankara hükümetiyle barış anlaşmaları imzalamaları için çaba gösterip Mustafa Kemal’in propagandasını yapar. Bu propagandanın Mustafa Kemal veya Türkiye sevgisinden kaynaklanmadığını aşağıda okuyacaksınız.

1923’de İsmet İnönü, Rıza Nur, Tevfik Rüştü Aras ile beraber Türk heyetinde yer alarak Lozan görüşmelerine katılır. Hayım Nahum, Lozan görüşmeleri sırasında, Osmanlı’dan sonra Anadolu’da kurulacak olan Türkiye devletinin rejimi, sınırları ve liderleri hakkında Amerika-Fransa-İngiltere arasında etkili görüşmeler yapar. Türk heyetinin bir delegesi olarak orada bulunsa da, Lord Curson (Kürzon) ve diğer itilaf devletleri heyetleriyle yaptığı görüşmelerin mahiyetini diğer Türk delegeleriyle paylaşmaz. İtilaf devletleriyle yaptığı görüşmelerde ortaya koyduğu fikirler “Hayım Nahum doktrini” olarak İngiliz ve ABD arşivlerine girer.

Türk Lozan delegesinde Hayım Nahum

Haim Nahum doktrini özetle şu ana fikir kümelerinden oluşmaktadır:

1. Türkleri savaşla yıkamazsınız. Türkleri yıkmak için; Ekonomik üretkenlikten el çektirerek kendisine özgüveni olmayan bir topluluk haline getireceksiniz.

2. Üretkenlik melekelerini yok edeceksiniz. Gerekirse onlara bir tarım toplumu olmayı bile çok göreceksiniz. Onların ahırlarla, sığırlarla ve hayvanlarla meşgalesine bile yani hayvancılık yapmalarına bile meşakkatler getireceksiniz.

3. Türk Milleti’ni borca esir edeceksiniz. Türk Devleti’ni borçlandırmak yetmez. Fert fert bu milleti borçlandıracaksınız.”Onurum, ömrümden uzun olsun” şuuru sadeliğindeki bir millet ancak borçlandırılarak yok edilme yoluna sokulabilir.

4. Türk Milleti’ni dininden yani gerçek İslam’dan, milli kültüründen, halkını eğitimden uzak tutacak basını ele geçirecek, bürokrasisinin içine kendi adamlarınızı sokacaksınız.

İşte bu dört şartı yerine getirmeden Türk Milleti’ni tarih sahnesinden silmek için savaşmayınız. Eğer bu şartlar tekâmül etmeden savaşırsanız, kazanamazsınız.

Hayım Nahum Lozan antlaşması öncesinde itilaf devletleri yetkililerine ve mason localarına ”Yanlış yapıyorsunuz; Anadolu’yu işgal etmekle Müslüman Türkleri sindireceğinizi mi sanıyorsunuz? Hayır, birkaç yıl içinde bu milletin yeniden dirileceğini, toparlanıp derleneceğini hesaba katmıyorsunuz! Oysa yapılacak şey; Lozan antlaşmasıyla bunlara bir fırsat tanıyıp, bu zaman içinde İslamiyet’ten uzaklaştıracak, din ve tarih şuurunu unutturacaksınız. Müslüman Türkler, bir iman ve ahlak tahribatı süreci geçirmelidirler. Ekonomileri çökertilmeli, siyasi partileri, ordusu, gazetecileri, hepsi ele geçirilmelidir. Onlar, ülkelerini parsel parsel satacak hale getirilmelidirler. Yumuşak ve kolay lokma yapıldıktan sonra ise, Türkiye parçalanıp büyük İsrail’e katılmalıdır. ”

Hayım Nahum’un 1923’de yaptığı konuşmada garip olan Türkiye’yi İsrail’e katmaktan bahsetmesi. O tarihte Türkiye henüz kuruluş aşamasında, İsrail diye bir devlet ise ortada yok, İsrail 1948’de kuruluyor. Planlar daha 29 Ağustos 1897’de Basel şehrinde Thedore Herzt başkanlığında yapılan birinci Siyonist kongresinde kararlaştırılmıştı.

Siyonistlerin ne kadar sinsi planlar içinde olduğunu anlamak gerekiyor.

Bu sinsi planları sadece Türkiye’yi değil dünya siyasetini de kapsamaktadır. Planlar çok ince hesaplanmış, lakin şeytani, tamamen ırkçı, sadece Yahudi menfaatlerini gözetip, diğer ırkları sömürme üzerine kuruludur. Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş ırk olup, diğer ırkların ise Yahudilere hizmet etmek için yaratılmış köleler olduğu anlayışına sahip olmaları, onları “dünya hâkimiyeti” gibi sapık düşünce ve davranışlara sokmaktadır. Durumu fark eden Yahudi olmayan insanlarında Siyonizm düşmanlığı (anti Siyonist) anlaşılabilir hale gelir. Burada ayıt edilmesi gereken, Siyonistlerin bir grup Yahudi’den oluşmasına rağmen Bütün Yahudi’lerin Siyonist olmamasıdır. Dolayısı ile Anti Siyonizm’le, Anti-Semitizm’i birbirinden ayırmak gerekiyor.

Rauf Orbay, Hayım Nahum’un çabalarından şüphelenmiş olmalı ki hatıratında; “Anlaşıldığına göre, Lozan’da İngiliz’lerle bir nevi gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Hahambaşı Hayım Nahum Efendi, telkinleriyle İsmet paşa’ya Hilafetin artık Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılmasının lüzumu fikrini benimsetmiş bulunuyor. Bu fikir, yeni kurulacak Türkiye devletinin, diğer Müslüman devletlerle, Halifelik yoluyla kurulacak bağlarının kopmasını sebep olacaktır” diye yazar. Rauf Orbay, Hayım Nahum’un sinsi Siyonist düşünce derinliğini anlayamamış, sadece Halifelik üzerinde durduğunu zannetmiş olduğu görülüyor.

Hayım Nahum’un İngiliz, ABD ve Fransızlarla olan bu görüşmelerinden haberi olmayan Türk hükümeti, Lozan’daki hizmetinden ötürü Hayım Nahum’a üstün hizmet madalyası vererek ödüllendirir.

İyi bir stratejist olan Mustafa Kemal, Hayım Nahum’un gizli temaslarından haberdar olmasa da birinci Siyonist kongreden haberi vardı ve yapılmak istenenleri hissediyordu. Bölge toprakları üzerinde oynanmak istenen oyunlara karşı geliştirdiği stratejilerle, karşı tarafın oyunlarını bozmuş, Türkiye’nin güçlü bir devlet olabilmesi için gerekli eğitim, sanayi, tarım vs. her türlü tedbiri almıştı. Ölümünden sonraki gelişmeler ise Hayım Nahum doktrinlerinin yeniden işlemesini sağlamış ve halen işlemeye devam etmektedir.

Nahum 1926’da Mısır’da başhaham seçilerek Kahire’ye yerleşir. Kısa bir süre sonrada Mısır’da senatör olur. Mısır’daki Yahudi Etütleri ve Yahudi tarih araştırmaları derneği kurucularından olup onursal başkanlığını yapar. 1948 de İsrail’in kurulmasından sonra Mısır’da yükselişe geçen Arap milliyetçiliği Mısır Yahudilerini zor durumda bırakınca, Yahudilere dönük yaptırımların ve baskıların yumuşatılması için uğraşır. 1960’da Kahire’de ölür.

Hayım Nahum, Türkiye hakkındaki ideallerini devam ettirmesi için oğlu Bernar Nahum’u İstanbul’da bırakır. Ticareti, hayatı öğrenmesi, Yahudi geleneğiyle de yetişmesi için, yine Yahudi bir aile olan Burla biraderlerin yanına verir. “İsrail’in geleceği için Türkiye’nin durumu” planının devam ettirilmesi artık oğul Bernar Nahum’a geçmiştir. Bir Yahudi’nin bu tür çalışmalarının kolay deşifre olacağını ve oğlunun tehlikeden uzak tutulması gereğini de hesap eden Hayım Nahum’un son bir planı daha vardır. Oğul Bernar Nahum perde arkasındayken vitrine Bir Türk’ü koymak. Bunun için kıvrak zekâlı, hırslı, büyük bir zenginlik karşılığı ülkesini bile satabilecek birisi gerekliydi. Bu kişiyi motive etmek için diğer bazı zengin Yahudi’lerle de soy bağı kurdurulmalıydı.

Mısır Devletbaşkanı Muhammed Necip’le Vehbi Koç-Bernar Nahum 
1944 de Bernar Nahum, Burla Biraderlerden ayrılıp Vehbi Koç ile beraber çalışmaya başlar. Yahudilerin Türklerle ortak çalıştıkları pek görülen bir şey değilken Mösyö Bernar, babasının planı gereği bu seçimi yapar. Vehbi Koç’un soyuna göz atıldığında planın mükemmel işlediği görülür.

Ahmet Vehbi Koç’un Anne tarafı Kütükçüzadeler, baba tarafı ise Koçzâdeler olarak anılan Ankaralı bir aile olduğu, damadı Can Kıraç tarafından yazılan “Anılarımla patronum Vehbi Koç” adlı kitapta yazılı. Vehbi Beyin eşi Sadberk Hanım teyzesinin kızıdır. Sadberk hanımın baba tarafından kuzeni Hürriyet gazetesini kuran Sedat Simavi’dir. Sedat Simavi, Hürriyet’i kurarken bütün sermayeyi Koç’un ortağı Eli Burla sağlamıştır (Aydın Doğan’ın Milliyet’i Ercüment Karacan’dan almasına sağlayan yine Koç olmuştur).

Sadberk Hanım, Sadullah-Nadire Aktar çiftinin ikinci çocuğudur. Birinci çocukları Adile Hanim, Akfil’in kurucusu Ihsan Mermerci ile evlenmiştir. Oğul Rahmi Koç Çiğdem Meserretçioğlu ile evlenmiş, bu evlilikten Mustafa, Ömer ve Ali Koç doğmuştur. Çiğdem Meserretçioğlu, İzmir’in zengin ailelerinden sanayici ve armatör Avni Meserretçioglu ile eşi Suat hanımın kızıdır. Çiğdem hanım, Rahmi Koç’tan sonra Erol Simavi’nin oğlu Günaydının sahibi Haldun Simavi ile evlendi. Mustafa Koç, İzmir’in ünlü zenginlerinden İzmir Yün Mensucatın sahibi olan Giraud’larin kızı Carolina ile evlidir.

Suat hanim ünlü armatör Kemal Sadıkoğlu’nun kız kardeşidir. Armatör Sadıkoğulları’nın kızlarından Varlık Hanım, Alp Yalman’la, Berna hanım Bilderbergli Feyyaz Tokar’la, Rabia Hanım Çapamarka’nın sahibi Vecdi Çapa’yla, Esin hanım ise Milliyet Gazetesi yazarlarından Yılmaz Çetiner ile evlenmiştir. Meserretçioglu çiftinin, Çiğdem hanımın dışındaki diğer iki çocuğundan biri olan Güldem Hanımda, İpragazın sahibi Yücel Kurttepeli ile evlidir (Koç.net şirketi Ali Koç’un Emre Kurttepeli’nin kurduğu Forsnet’i satın almasıyla kurulmuştur, Kurttepeli daha sonra Mynet’i kurdu).

Koç ailesinin yaptığı evlilikler dolayısı ile bugünkü üçüncü neslinde hem anne hem baba tarafından Yahudi kanı/geni olduğu görülmektedir. Kan bağından ve aile geleneğinden dolayı Sabetaycı etkisi ve bağlaşıklığı hayatlarında her zaman önemli bir parametredir. Koç tarafından büyütülen Aydın Doğan da bu bağlaşık mantığını uygulayarak büyümüştür, en önemli tepe yöneticisi Imre Barmanbek de Sabetaycıdır.

Türkiye hakkındaki düşünceleri ve planları yukarıda anlatılan Hayim Nahum, Vehbi Koç’u ikinci evladı kabul edip oğlu Bernard’la ortak eder. Yanına birtakım yandaşlar daha katıp, dünya hâkimiyeti peşinde koşan Bilderberg, George Soros gibi Siyonistlerin Türkiye’deki kolu haline getirir. Türkiye’nin bürokrasisine, siyasetine, ekonomisine, silahlı kuvvetlerine, istihbaratına, eğitimine, medyasına her şeyine yön veren, devlet içinde devleti idare eden güç olurlar.

Böylece Hayım Nahum doktrinlerinin uygulayıcısı olarak, Türkiye’yi Siyonistlerin, ABD’nin, İsrail’in, İngilizlerin kucağına oturtmuş oldular. Türkiye’de yöneticileri yönetmeye, kimin yönetime (hükümet) seçileceğine, beğenmediğinde indirilmesine, inmiyorsa askeri veya sivil darbe ile indirilmesine bile karar verebilecek güce ulaşmışlar.

Demokratik bir ülkenin güçlenmesi ve kalkınmasında sanayicilerinin, işadamlarının önemi çok büyüktür. Devletin yönetiminde, düşünce ve fikirleri de çok önemlidir. Bu sanayici ve iş adamları, kurdukları sivil düşünce kuruluşları vasıtası ile düşünce ve fikirlerini devlet yönetimi ile paylaşırlar. Devlette ülkenin menfaatleri doğrultusunda gerekli kanun, nizam ve uygulamaları yapar.

Peki, bu sivil kuruluşlardan bazıları, ülke menfaati yerine başka bir yerlerin, mesela gerek emperyalistlerin gerek Siyonistlerin menfaatini gözeterek ve devlet kademelerindeki etkileri vasıtası ile bu gizli isteklerini uygulamaya geçirirlerse ne olur?

Şimdilerde Can Paker’in başkanlığını yaptığı, Rahmi Koç, İshak Alaton, Jack Kamhi, İnan Kıraç, Bülent Eczacıbaşi, Nuri Çolakoglu, Osman Kavala gibi işadamlarıyla, Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu gibi bürokratlar tarafından, Aydın Doğan, Tarhan Erdem, Ergun Özbudun, Asaf Savaş Akat, Cüneyt Zapsu gibi etkili isimlerce, uluslararası spekülatör George Soros’un yönlendirmesi ve desteğiyle 1994’den beri faaliyet gösteren TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı) yukarıda bahsedilen tarzda bir kuruluş olabilir mi?

CHP’ye yakınlığı ile tanınan gazeteci Barış Yarkadaş’ın haberi ve değerlendirmeleri, yıllardır içinde hapsedildiğimiz ve akıl tutulması dediğimiz bu kapanın ironik bir tanımıdır.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Quantum Bankerleri”nin taşeronu, Rockefeller’lerin yetiştirmesi ünlü spekülatör George Soros’un desteklediği TESEV’in Kurucu üyesi (Sonradan üye değil, “vakfeden” üye!) olduğu ortaya çıktı. CHP’de Genel Başkan olduğundan bu yana CHP’lilerde yarattığı rahatsızlığın nedeni ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne yapmak istediği de anlaşılmış oldu böylece.

CHP gibi bir köklü partiyi “sola açıyoruz” diyerek CIA ve Soros örgütlerinden beslenen TESEV’in kolu olacak bir “Sivil Toplum Örgütü”ne indirgemek! Barış Yarkadaş “düş artık CHP’nin yakasından” diyerek, Kemal Kılıçtaroğlu’na isyanını anlatır.

Rahmi Koç’un “1 Mart tezkeresinde ABD’nin yanında olalım” demesine rağmen, söz dinlemeyip zıt yönde gayret gösteren Deniz Baykal, kaset yoluyla gönderilip onun yerine CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu getirilmemiş miydi?

Son günlerde İshak Alaton, Rahmi Koç, Aydın Doğan, Hüsamettin Özkan, Mustafa Sarıgül’ü yanlarına alarak Beykoz Konaklarında, Nişantaşı’nda sık sık toplanmaları, Rahmi Koç’ la Mustafa Sarıgül ’ün Amerika’ya gitmeleri TESEV’in Türk siyasetine yeni bir yön verme çalışması olarak mı değerlendirilmeli?

Deşifre olan ve bu deşifrenin bir zaman dilimi içerisinde halk tarafından da öğrenilip tepkiye neden olabileceği hesap edilmiş ve (B) planı Kılıçdaroğlu yerine yeni Prens Sarıgül mü acaba?

Bu olaylardan rahatsız olan bir grup CHP’li milletvekilinin kendi aralarında konuştukları bir konunun da; Sezgin Tanrıkulu’nun, ABD tarafından, son kullanım tarihi biten eşbaşkan Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine yeni eşbaşkan olarak görevlendirildiğidir.

CHP’li milletvekilleri bile kendi partilerinin içinde ne olup bittiğini ancak anlar gibi oluyor, Soros tarafından ele geçirilen Atatürk’ün partisini geri almaya çalışıyorlar.

TESEV Türkiye’yi yöneten “oligarşi içi” isimlerin toplandığı bir merkez:

Bütün basın yayın organlarını, partileri, üniversiteleri TESEV ve yandaşı kuruluşlar yönlendiriyor ve yönetiyor! “Bu gazeteler niçin bizim değil, bu tv kanalları, bu Sabancı, Bilgi, Boğaziçi, Koç vs. üniversiteleri niçin bu kadar bize yabancı!” diyoruz ya, işte bu yüzden!

Mustafa Yıldırm, TESEV’in gerçek yüzünün ne olduğunu, kimlerle hangi faaliyetlerde bulunduğunu, Sivil Örümcegin Ağında ve Ortağın Çocukları ve en son çıkan The General Karanlık Vadilerde Şeyh-NATO İttifakı adlı kitaplarından okuyabilirler.


YOLA DEVAM...